Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- "Bunların bir defa 3 tane önemli hasleti var, takiye var, yalan var, iftira var, üçünün neticesi fitne var, fesat var, bunlar Şiayı geçmiş vaziyette. Şia bunların eline su dökemez.” sözleri bizleri bir kez daha üzmüş ve kamuoyu açıklamasını yapma zaruretinin doğmasına sebep olmuştur.
“Bir kez daha..” diyoruz çünkü biz Şiiler AKP iktidarında tarihimizde hiç olmayan kadar hakaret, aşağılama ve ötekileştirmeye maruz kalmaktayız.
Şu ne demektir allah aşkına: “...bunlar Şiayı geçmiş vaziyette. Şia bunların eline su dökemez.”
Bunun izahı tarafımızdan şöyle anlaşılmaktadır: “Yani şiiler takiyeci, yalancı, iftiracı; üçünün neticesi olarak fesatçı ancak; Cemaat öyle işler yapmakta ki onları da geçmiş, onlardan da aşağı..”
......
Bu cümleler Iğdır Ehl- Beyt Alimleri Derneği’nin yaptığı açıklamalardan alıntılandı. Türkiye’deki Şiilerin çatı kuruluşu olan EHLADER (Ehl-i Beyt Alimleri Derneği)’de benzer açıklamada bulundu. Keza CHP İst. m.v. Ali Özgündüz anında iade etti sözlerini. CHP Gurup başkan Vekili Akif Hamza Çebi de itiraz edenler arasındaydı. MHP Genel başkan Yardımcısı İst. m.v. Atilla Kaya’nın tokat gibi beyanatı muhteşemdi. İrili ufaklı diğer Şii oluşumlarda sahnedeydi. Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın Iğdır’daki esnaf ziyaretinde edep ile yapılan itirazlardaki kullanılan dil, onu mahcup etti. Cuma namazında binlerce Şii’nin dilinden Başbakan tel’in edildi. AKP, Şiilerin yoğun olarak yaşadığı Iğdır’da bir tabela olarak vardı, belki o da iner.
Bunları dememin sebebi şu: İnanç üzerinden saldırı olmaz. Bunun hiç bir ahlaki öğretide yeri yoktur. AKP Hükümeti özellikle son yıllarda Şiileri kevgire çevirdi. Ne “ajan”lıkları kaldı, ne inançlarının “hurafe” oluşu... Hadi son olaylardan öğrendiklerimiz “bunları yapan paralel yapının adamları, onların varlık sebebi Şii düşmanlığı” diyelim.
Peki, Başbakan’ın bu sözleri nereye konacak?
Ülkede var olan kutuplaşma hamlelerinde Fetullah Gülen Cemaati ve Hükümet arasında çok büyük fırtınaların olduğu günlerdeyiz. Daha geçen yıla kadar “beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısını yanak yanağa söyleyen Cemaat, Hükümeti hırsızlıkla, hükümette cemaati hainlikle suçluyor. Kim haklı? Biri mi, ikisi mi, bilemeyiz. Bildiğimiz, son 11 yılda biri, diğerinin var oluş sebebi...
Bu güne değin Tayyip Erdoğan yönetimindeki Hükümet kadar Cemaati koruyup kollayan, büyütüp canavarlaştıran bir başka hükümet olmadığı gibi, Erbakan’dan koparken “gömleğini değiştirip” gelen Tayyip Erdoğan’a kadro sunan hiç bir “örgütün”de F. Gülen kadar ona kucak açmadığı ortada. İkisi de dini kullanarak iş tuttu. Şimdi rezil haldeler, rabbim hilelerini geri çevirdi.
Osmanlı bakiyesi bir ülke olan Türkiye’nin bölgede hatırı sayılır bir devlet geleneği söz konusuydu. Birçok darbe yaşayan, en son 28 Şubat döneminde özellikle inanç sahibi insanların onulmaz baskılar yaşadığı dönemlerde dahi bu denli çivisi çıkmış bir halde değildik. Emniyet, İstihbarat, Hariciye, Hukuk, Eğitim, Maliye... Her birinde neyin ne olduğu belli değil artık. Basiretsiz yönetimin sığındığı tek yer, sandıkta aldığı oy... Gözümüzü çıkarsa dahi susmamızı istiyor. Oysa, etrafını sarmalayan ve hala var olan en az Fetullah Gülen kadar ileride yine başına bir çok dert açacak makbuliyetsiz ve kabiliyetsiz insanlardan müteşekkil kadrosu, onu çözmüş durumda. Sırtını sıvazlaya sıvazlaya mindere yapıştıracaklar. Suç karnesini dolduruyorlar. Kasetler, yüce divan tehditleri, uluslar arası mahkemeler... Hepsi ona yönelik ve dostları(!) tarafından başına geçirilmek istenmekte.
Kanal 24’de aslında ona yıllarca verilen bilinçaltı dışarı vurdu. Başında Fetullah Gülen’in olduğu Cemaatin (Başbakanın tabiriyle örgütün), biz Şiileri zerre miskal hazzetmediği sır değil. Hoş bizler de onlardan değiliz, bu olguyu Said-i Nursi’ye de nispet etmiyoruz. O dava adamını ayırıyoruz. Politik, uluslararası ilişkiler yumağında bir yapının tabanı belki inanç eksenli davranabilir ama tavanda durum çok karışık. Küresel güçlerin yörüngesinde çalışanların Şiilere karşı yaklaşımı ne kadar ilahi kurallara bağlı sürebilir ki?
Zaten dikkat edin, laik hükümranlığın Müslümanlara baskı olarak döndüğü ve 12 Eylül sonrasından taa 28 Şubat’a değin gelen günlerde de adı “İran” konarak bir toplumsal ayrıştırmayı amaç edinen uluslararası hareket söz konusuydu. Birçok olay bahane edilip hemen ertesinde “Mollalar İran’a!” gösterileri düzenlenirdi. Ancak ne denli sert olursa olsun laik kesimden geldiği için Müslüman toplumlarda alıcısı pek yoktu.
AKP’nin serüveninde ise durum ortada. Yine adı “İran” konarak oluşturulan algının tahribatı neleri yıkmadı ki. Tayyip Erdoğan’ın bunu tek başına yapacak bilinç düzeyi yoktu. Allah var, kopup geldiği hareketin başı Erbakan’ın, siyasi yaşamında hataları olsa bile, ümmet birliği noktasında temenniden öteye geçen fiili çabaları vardı. Arşivler duruyor. Erdoğan ondan kopup yeni siyasi projeye ayak uydururken manifesto niteliğinde de açıklamaları olmuştu. İkrar erdemdir; biz bile kulağımızı tıkamış, bunun, klasik bir siyasi çekememezlik olduğunu sanmıştık.
AKP öyle yıktı ki, yeniden tesisini yapacaklara rabbim kuvvet ihsan etsin. Bilinç oluşturmada F. Gülen öyle mahirane çalıştı kİ, geçmişte adı “İrancı”ya çıkanlar bile bundan kurtulmak adına, yeni düzende öne çıkmak için adını “İran” koydukları Şii dünyaya olmadık hakaretten ger durmadılar. Suriye’de fiili olarak kesilen kafalar yerine, ülkemizde Şiiliğe yönelik algı da o hale getirildi. Bülent Arınç’ın “Hocam demişse doğrudur” sözü aslında tümünün hissiyatıydı. Uluslararası gücün toplum mühendisliği projesi olan F. Gülen önderliğindendeki örgüt, avını tuzağına çekmişti bir kere.
İlginç olan, daha geçenlerde Başbakan’ın “Bana, Hükümetime yönelik uluslararası güçlerle bağlantılı Cemaat operasyonu” dediği ve adına “Selam örgütü” denilen iftirayla dinlenen telefonlarda başı Başbakan olmakla beraber hatırı sayılır Şii insanımızın olduğu ortadayken,
Hükümete yakın medyanın “Hükümete kurulacak kumpasa hazırlık amaçlı organizasyon” dediği Mut’a konulu yalan yanlış birçok iftiranın “ilmi konu” diye yutturulmaya çalışıldığı sempozyumda Cemaatin bir tek Şii’yi dinlemekten korkarak attığı iftiralar ortadayken,
Daha geçtiğimiz günlerde Iğdır Müftülüğü’nün hazırladığı ve içeriğinde asla kabul edemeyeceğimiz ifadelerin bulunduğu rapora sahip çıkmayan Bekir Bozdağ’ın, “İç İşleri, Diyanet İşleri, Emniyetin haberinin olmadığını” belirttiği, “peki kim?” sorumuzun cevap bulduğu bu günlerde Başbakan’ın da Cemaati Şialık, Şiiler üzerinden vurmaya çalışması büyük bir ironi aslında.
Çelişkiye bakar mısınız? Hükümeti vuran cemaat de, Cemaati vuran Hükümet de bunu Şia’ya iftira üzerinden yapmakta.
Tam da yolundan gittiğimiz, Fahr-i Kainat efendimiz Hz. Muhammed (saa)’den sonra asla ve asla bir başkasına sapmadan yolundan yürüdüğümüz Ali (as) gibi mazlumu olduk bu işin. Allah en iyi hesap sorucudur elbet.
Sayımız az, sesimiz kısık olabilir ancak elhamdülillah sağlam ve diri bir yolun takipçileriyiz biz. Kur’an ve Ehl-i Beyt yolunda kınayıcının kınamasından, cahilin cehaletinden korkmayacak kadar da dik ve muhkemiz.
Şiiliğimiz, “Ali(as) taraftarlığından” gelmiyor mu? Dünyanın bütün zulümleri, iftiraları, ihanetleri kurban olasınız saçının teline. O’nun o mazlum yalnızlığına. Bu günlerde çektiğimiz acılar ona dostluğumuzdan kaynaklıysa, Zehra (sa) mutluysa eğer; tüm kederler, güle güle...
Başbakan da, Cemaat de şimdiye değin Şia hakkında söylediklerini Şiilerin bulundukları ortamlarda söyleyemezler. Çok şükür cevaplarımız hazırdır. Her platforma varız. Fetullah Gülen’le Mut’ayı, Başbakan’la takiye’yi konuşuruz; hem de Kur’an ve hadis referanslarıyla; öyle nefsimizden değil.
Eğer dertleri üzüm yemekse evet. Hemen bugün...
MUHAMMED AK/rasthaber